Yeniden Çıkalım Yola
Yürürken sendelediğime bakma, şu aksayan
ayaklarımla kaç kıta aştım bir bilsen. Bu titreyen ellerimle kaç dev boğdum dağ
eteklerinde. Şimdi bütün yorgunluğumla, bütün kırgınlıklarımla, bütün yolda
kalmışlıklarımla yeniden düşüyorum yola. Düşüyorum dedim, çıkıyorum yola.
Asfalt, güneşten erircesine ısınmış olsa da. Bir damla suya muhtaç olsa da narin
gelincikler. Ben çıkıyorum yola. Devler
kesmiş yolların dönemeçlerini, akbabalar üstümüzden uçuyor, son damla kanımıza
kadar içmek için. Yılanlar, zaten aksayan ayaklarımıza dolanmaya çalışıyor.
Hepsini, hepsini bırak. Ümidini al yanına beraber çıkalım yola. Yol götürsün
bizi kutlu dünyamıza. Hayal değil, yalan değil sımsıcak gerçek. Yağmur gibi,
kar gibi, yanardağlar gibi, vampirleri korkutan gözlerin gibi gerçek. Asırların
nehri akıyor şimdi yüreklere. Yürekler kabarık, yürekler telaşlı, yürekler bir
kıvılcım bekliyor. Haydi ümidini de al yanına tut ellerimden çıkalım yola.
Belki düşeriz, belki sendeleriz ama biz yine de çıkalım yola. Yol bizi götürür
o kutlu dünyaya. Yolda olalım.
Dinle beni. Nar çiçeklerinin heyecanıyla
dinle. Yağmur yağdırmak üzere olan bulutların heyecanıyla dinle. Anne gibi
dinle, Ebu Bekir gibi dinle.
Yeni bir dünya kuruyorum kardeşlerim.
Yıldızları tespih, ayı evinin kandili sayıp geceyi gözleriyle içenlerin
yaşayabileceği bir dünya. Bir yeni dünya… Anlaşabilmek için kelimelere
ihtiyacın olmadığı bir dünya. Gözlerin, meydanlarda nutuklar atarcasına ya da
bir mum ışığının titrek alevine dokunurcasına konuşabildiği bir dünya. Evet
evet, gözlerin konuşabildiği bir dünya.
Sonra
çocuklar olacak o dünyada. Ve çocuklar ölmeyecek. Çocuklar yaşayacak, yaşamalı.
Oyunlar oynamalı arabaların ara ara geçtiği caddelerde. Her araba gelişinde bir
tören edasıyla yol kenarlarına çekilip arabanın geçmesini beklemeliler telaşla.
Sonra top yeniden havaya atılmalı kahkahalar, koşturmalar, ter içinde eve
gidişler, terli terli su içmemeler…
Gökyüzüyle
barışık insanlar dolaşacak caddelerde, sürekli telaşla bir yere yetişmeye
çalışanlar ve bu yüzden göğe hiç bakmayanların yerine. Aynı gökyüzünün altında
yaşayacak, aynı güneşle ısınacak, aynı havayı çekecekler içlerinde. Gökyüzünün
sahibiyle barışık insanlar dolaşacak caddelerde, kalbine savaş açmış ve bu
yüzden bir türlü huzuru yakalayamayanlar yerine.
Yeni bir
dünya kuruyorum. Kalplerin kalın demirlerle çepeçevre hapsedilmediği bir dünya.
Kalplerin kanatları olacak, bu yeni dünya bir gönül dünyası olacak, gönlü
olanların dünyası.
Madem
hepimiz bu dünyada öğrendik yürümeyi, madem hepimiz konuşamaz bir bebektik,
madem hepimiz kaçınılmaz sona doğru ilerliyoruz, madem hepimiz eksiğiz,
muhtacız, kanatsızız. Madem hepimiz insanız, insana kulluk olmamalı bu dünyada.
Nedir ki hem gökyüzüne bir kez bakmamış insanlar gökyüzünün sahibinin yanında.
Dur şimdi
ağlayacağım. Hüzünden değil, korkudan değil, ümitten ve sevinçten ağlayacağım.
Göz yaşlarıyla ıslanan yanaklarımız kuru ellerimizle buluşurken. Gözlerinden akan
yaşlar dudaklarındaki savaşlar durduran gülümsemeye ulaşmışken. Olacak, bir gün
olacak, belki bugün değil belki yarın değil ama sonraki gün mutlaka olacak diye
cümleler dökülürken titrek dudaklarımızdan. Gözlerimiz o yüzü serin,
bakışlarıyla yanardağlar söndüren dostu ararken. Bir rahle başında, yıldızların
göz kırpışları arasında el Vedud ile konuşurken. Kimseye açamadığımız dertleri
O’na açarken. İnşirah dilerken kalplerin sahibinden. Ağlayacağım. Hüzünden
değil, korkudan değil, ümitten ve sevinçten ağlayacağım. El Vedud’sun Sen:
Kullarını seven, bizi böyle bırakma ne olur, bizi yalnız bırakma ne olur!
Yorumlar
Yorum Gönder