Kayıtlar

2021 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Özgürlüğün Çocukları - Mahkeme Güncesi 4

Resim
  “Hilal, gecenin hüznünü elbise yapmış kendine. Bakana gam oluyor yıldızlar. Karanlık ise her yerde…” Türkiye artık kimsenin özgürlüğünden emin olamadığı bir ülke olmuşken bir umut diyerek yola çıkmak… Bir umut diyerek dilekçe yazmak… Belki diyerek duruşmalarda savunma yapmak… Hâkim ve savcıların yüzlerindeki soğuk ifade ile aldığı talimatları uygulayışları; daha sanıkları dinlemeden verdikleri tutuklama kararları, insanların özgürlüklerini gasp etmeleri; avukatların itirazlarını, dehşete düşürecek bir istihza ile dinlemeleri ya da hiç dinlememeleri, susturmaları, umursamamaları… Cezaevi yollarındayım. Rotamız Adana/Kürkçüler Cezaevi. Çok değil üç beş dakika, çok değil üç beş kelime, çok değil bir iki sayfa kâğıt… Gözaltı, savcı, sulh ceza ve karar: Tutukluluk. Süreçte rol alanların isimleri önemli değil, makamları da önemli değil, kararları da önemli değil. Hadd-i zatında her biri bir oyunun parçası, sonu gözyaşlarıyla biten bir komedinin figüranları… Yazık! Hem de çok yazık!...

Allah yeniden başlayanların yardımcısıdır.

Resim
Güzel ve serin hem de güneşi iyi gören bir tepede, coşkuyla akan nehrin kenarında bir çiçek bahçesindeyim. Bahçenin hemen dışında çocuklar koşturuyorlar, gülüşme sesleri kuşların cıvıltılarına karışıyor. Envaı çeşit börtü böcek nimetleniyor bu bahçeden. Ama bu hikayede ters giden bir şey var. Bir bir soluyor çiçeklerim. Ve son solmuş çiçeği de kendi ellerimle söküp akan nehrin sularına bırakıyorum. Sırtımı ağaca yaslayıp oturuyorum. Neden diyorum istemsizce. Neden? Basit ama kafamı çatlatırcasına gidip gelen bir soru. Sonra fark ediyorum neden anlamsız olduğunu bu sorunun. Neden, çünkü öyle olması gerekiyordu. Bir karar, bir seçim ve karşılığı... İşte olay bu. Böyle olacaktı böyle de oldu. Başımı çevirip bahçeme bakıyorum. Gözlerimi kapatıyorum bir an. Kulağımda coşkun nehrin şarıltısı. Kuş sesleri ve çocuk gülüşmeleri yine gelmeye devam ediyor. Gözleri açıyorum. Şimdi karşımda solmuş çiçek ölüleriyle dolu bir bahçe yok. Şimdi karşımda yeni çiçekler ekebileceğim boş bir bahçem var. Aya...

Yazmak.

Yazmayı seviyorum galiba. Yazarken kelimelerin birleşerek cümlelere, cümlelerin birbirini takip ederek metne dönüşmesi hoşuma gidiyor. Ama galiba bundan daha da güzeli, yazarken beynimi zorlayışım ve beynimin kıvrımları arasında gizlenmiş fikirleri kulaklarından tutup çekişim, onları boş bir sayfaya veya bilgisayarda bir Word dosyasında sabitleyişimdi. Artık onlardan kurtulmuş oluyordum. Gizli kapaklı beynimde bekleyip olmadık anlarda, nedenini bilmediğim rahatsızlıklar veremeyeceklerdi bana. Bir kitapta okumuştum, aslında üretilen her yeni fikir beyin hücreleri arasında kurulan yeni bir bağlantıdır diyordu. Hoşuma gitti. Çocukluğumdan beri yaptığım gibi yine hayal dünyam harekete geçti. Beynimin içindeki hücreler kendi başlarına hareket edebilen birer insan oldular. Bazıları çok çekingendi, kimseyle görüşmezdi; bazıları ise çok hareketliydi sürekli yeni ilişkiler, bağlantılar kuruyorlardı. İşte beynimi zorladığım anlar o çekingen hücreleri başka bir hücre ile tanıştırmaya ya da çok ...

TOPLAMA KAMPLARINDA KAYBOLAN İNSANLIK: DOĞU TÜRKİSTAN

Resim
TOPLAMA KAMPLARINDA KAYBOLAN İNSANLIK: DOĞU TÜRKİSTAN Gözlerimizi ne yana çevirsek zulüm gören bir Müslüman’a değiyor. Rabbim, sana iman eden kulların paramparça olmuş; bir kısmı zalim diktatörlerin canavarca muamelelerine maruz kalırken bir kısmı ise dünyaya dalmış yanı başında işlenen zulümlere dahi kör ve sağır kesilmiş durumda. CANAVARCA Doğu Türkistan ve Uygur Türkü kardeşlerimiz Terörist Çin Devletinin insanlık dışı zulümleri altında inlemeye devam ediyor. Eğitim adı altında kamplara alınan Doğu Türkistanlı Müslümanlar psikolojik veya fiziksel işkenceler ile asimile ediliyor, beyinleri yıkanıyor. Toplama kamplarına alınan her erkeğin evine ise Çinli bir erkek yerleştiriliyor. Ramazan aylarında zorla bir şeyler yedirip içiriliyor. Doğum kontrolleri, idamlar, cinayetler, Doğu Türkistanlı çocukların başka ailelere verilmesi… Duyunca dahi tüylerimizin ürperdiği daha nice canavarlıklar Müslüman kardeşlerimize hiç acımadan uygulanıyor. Bütün bu akıl almaz zulümlerden sonra asimil...

Çamur.

Resim
Çamurla oynamayı sever miydiniz siz de? Ben de severdim, bütün şehrim çamur olmasaydı. Dört direğe sarılı çadırımın içinde, kardeşimle uzandığım taştan yatağın hemen kıyısından, boğarcasına yapışmasaydı yakamıza çamur, ben de severdim. Annem yalınayak yürüdüğünde çamurdan yolda, elleri soğuktan kıpkırmızı olmasına rağmen sanki üşümüyormuş gibi davranmasaydı; çamurlardan intikam alırcasına, daha bir hınçla basmasaydı yere; biraz uzaklaşınca bizden, gözlerin onu izlemediğini zannedince gözyaşlarını serbest bırakmasaydı, gözyaşları ıslatmasaydı soğuktan çatlayan yüzünü, çenesindeki o minik çukurcuk çamur parçalarıyla dolmasaydı, çamurlu yolda bataçıka yürümekten bitap düşüp bırakmasaydı kendini dizlerinin üstüne, dizleri çamurlu suya gömülünce elleriyle yüzünü kapatıp hüngür hüngür ağlamasaydı, babam annemin o haliyle perişan olup koşmasaydı ona doğru, küçük kardeşim bütün bu olanlara rağmen önündeki çamurlarla acayip şekiller yapmasaydı… Ben de sevebilirdim çamuru. Velhasıl çamurdan nefr...

Okunu Çağıran Kalp!

Resim
Dünya nedir sevgili üstadım! Bir kuyu, bir savaş meydanı, bir ayrılık acısı, bir çöl susuzluğu, kalp sancısı, beyin zonklaması… Yoksa çok koşmuş da hiç varamamış ruhumun yorgunluğu mudur dünya? O’na koşmak isterken yoluma çıkan bataklık mıdır? Enseme dayanmış namlu, boynuma geçmiş yağlı urgan, ayağıma batan paslı çivi… Hangisi üstadım, dünya hangisi? Bilir misiniz üstadım?   Öldürmek istediği kişileri attığı oka aşık eden bir okçu varmış. Her kim bir suikastçı tutacak olsa bu okçuya ulaşırmış. İşinde mahir, kalbi katı, gözleri keskin, dili de pek tatlıymış. Öldüreceği kişiye önce okunu tanıtır, uzun uğraşlar sonucunda kişiyi okuna aşık etmeyi başarırmış. Sonra hedefinin karşısına geçer, okunu yayına takar ve gerdirirmiş. Birazdan öleceği aklına bile gelmeyen bahtsıza gelince; gözleri, maşukunu gördüğü için fal taşı gibi açılır, kalbi güm güm atmaya başlarmış. Derken okçu gergin yaydan çekermiş elini. Ok salına salına aşıkına gidermiş. Tabi maşukun yeri saraydır diye ölecek kişi k...