Kayıtlar

Aralık, 2023 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Tefekkür yazıları 4- Ümidin Kaynağı Tefekkür

  “Uzun ve zorlu bir yola çıkarken ümit ile doldurmuştuk heybemizi. Sonra para girdi cebimize, makam hırsı girdi, günahlarımız girdi, yersiz tartışmalar girdi. Derken ümide yer kalmadı heybemizde. Ümidimizi kaybettikçe ölüm sessizce yanaştı. Nihayet karamsar bir olup çıktık ya da diğer adıyla yaşayan bir ölü.” Sevgili dostum! Oturup dertleşmeye ne kadar da ihtiyacımız var seninle. Şöyle uçsuz bucaksız bir denize karşı otururuz belki. Ya da heybetiyle görenleri sarsan ulu dağlara doğru. Ya da bir çaya atılmış iki şeker ile dünyanın dertlerini eritiriz birlikte. Sohbetimizin ana konusu ne olacak peki? Ümitten bahsetmeli, ümit vermeliyiz birbirimize. Sevgili dostum! Ümit bir bardakta mı durur, alıp besmele ile üç yudumda içsek. Ümit yağmur mudur, çıkıp dışarıya altında saatlerce yürüsek? Yoksa ümit sıcak bir ekmek midir, buğusunda yeni dünyalar kursak? Evet, ümit bunlar değil. Ya nedir peki? Ümit bir duygu. Bir inanç. Kalbin neşesidir ümit. Gözlerdeki ışıltı. Dizlerin dermanıdır ü...

Tefekkür Yazıları 3- Her An Tefekkür!

“Hüznün damarlarımda yaptı ğ ı yolculu ğ u izliyorum bir gelinci ğ in omuzlarında. Her ş ey silikle ş iyor zihnimden. Bir tek Sen kalıyorsun. Uçurum kenarında elimden tutan Sen. Kalbimin ortasına tahtını kurdu ğ um Sen. Ne g ü zel ş ey d ü ş ü nmek Seni. Ne onurlu ş ey d ü ş ü nmek Seni! Her an dü şünmek Seni !” Yıl 2013. Küçük bir çocuğum o zamanlar... Hayatın, dünyanın, davanın ne olduğunu anlamama daha birkaç yıl var. Başımda çocukluğun tatlı hülyalarıyla geziyorum yeryüzünde. Günlerden bir gün duvardaki panoya asılmış siyah beyaz bir gazete kupürü görüyorum. Özenle kesilmiş ve panoya asılmış ince uzun bir köşe yazısı. Yazının başlığı dikkatimi çekiyor. Hatırladığım kadarıyla şöyleydi: “Sınırlı bir bakış ile sonsuz bir kudret anlaşılamaz” üzerine çok düşünmüştüm o zamanlar. Sınırlı bir bakış neydi? Sonsuzluk neydi? Kudret neydi? Anlamak neydi? Küçük bir çocuğun bunları anlaması zordu elbette. Bakışlarımızın sınırlılığını şimdi anlıyorum. Sınırlı olmasının da ötesinde gözlerimi...

Tefekkür Yazıları 2- Tefekkürün Ölümü: Kafalarımız Karmakarışık!

Tefekkürün Ölümü: Kafalarımız Karmakarışık! Sessizliğin sımsıcak kolları vardır. Zaman zaman ona sarılmak gerekir. Sarıldığımız zamanlarda kulağımıza bazı şeyler fısıldar sessizlik. Elimizden tutup bizi güzel diyarlara götürür. İşte o anlar tefekkür için en uygun vakitlerdir. Peki bu sessizlik nasıl bir sessizlik? Bir yıllık bir sessizlikten bahsetmiyorum veya bir aylık bir orman kampı sessizliğinden. Sarsıcı bir olay sürecindeki anlık sessizlikten bahsediyorum. O her şeyin bir anda anlamsızlaştığı, çaresizliğin doruklara kadar çıktığı, bütün imkanların tükendiği andaki sessizlikten… Bir felaket anının hengamesi geçtikten ve herkes çevrenizden ayrıldıktan sonra “Rabbimin bu felaketi başıma getirmesindeki hikmet nedir?” sorusunu sorduğunuz andaki sessizlikten… Hasılı tefekkür için gereken sessizliği, uzun bir zaman bir kenara çekilmek gibi ümmetin mevcut durumunda büyük bir lüks sayılabilecek bir hale getirmemek gerekir. Sessizlik, dışımızda kıyametler koparken içimizde minik bir serç...

Tefekkür Yazıları 1-Damladan Deryaya

Tefekkür-Damladan Deryaya Düşüncenin engin deryasında kürek çekerek dalgalar arasında yeni adalar keşfetmektir tefekkür. Çok mu karışık oldu? O halde biraz daha açalım. Tefekkür, düşünmek dediğimiz esrarlı fiilin çok daha sistemli bir halidir. Düşünmek düzensiz olabilir. Ama tefekkür sistemlidir. Düşünmek amaçsız olabilir ama tefekkürün bir amacı vardır. Düşünmek odaksız olabilir ama tefekkürün odaklandığı bir nokta vardır. Tefekkürün düşünmekten çok daha önemli olduğunu söylememiz gerekir. “Düşünüyorum o halde varım” felsefesi yerine “Tefekkür ediyorum o halde varıyorum.” düsturuna geçmemiz lazım. Çünkü tefekkür bizi varlığımızın dünyaya kazık çakmış köhne yığınından kurtarıp gökyüzüne doğru kanatlandırır. Varlığımızı alır ve mutlak varlıkta eritir. Evet, şunu söyleyebiliriz tefekkürün amacı Allah’a ulaşmaktır. O’nu anlamaya çalışmaktır. Sanat eserinden sanatkara ulaşmaktır. Aslında tefekkür üzerine tefekkür edeceğiz. Tefekkürün ne olduğunu anlamaya çalışacağız. Böylece yanlış tef...

Biraz Oturabilir miyiz Efendim!

  Kısık ve titrek bir sesle “biraz oturabilir miyiz?” dedim O’na. Vakit geç olmadan. Göğsümde dolanan zehir bedenimi zapt etmeden. Bulutları yara yara gelen güdümlü füze bahçemizin orta yerine düşmeden. Sana uzanan ellerim dermanını yitirmeden. Sadece biraz oturmak istediğim için. Sana anlatacağım şeyler olduğu için. Nefes almakta zorlandığım için. Mecalim pörsüdüğü için. Sadece istediğim için. Bir insanın zaman zaman oturmak istemesinin olağanlığına sığınıyorum. Gözkapaklarımdaki ağırlık gün geçtikçe artıyor. Yutkunmanın her zamandan daha zor olduğu günlerde… kuşların ıstırap diye öttüğü günlerde… Aydınlık günlerin karanlık vakitlerinde… Göğüs kafesimi lime lime etmişler Efendim! Kalbimin ücra köşelerinde batılın zehri akıyor. Kalbimin sıkışmaları, isteksizce atmaları hep bundan mıdır yoksa? Biliyorum efendim. Benim soru sorma hakkım yoktur. Kendi elleriyle zehirli sarmaşıklara sarılan kişinin, hak mıdır soru sorması? O zehirli sarmaşıkları gerdanlık gibi boynunda taşıyan ki...