Tefekkür Yazıları 1-Damladan Deryaya
Tefekkür-Damladan Deryaya
Düşüncenin engin deryasında kürek
çekerek dalgalar arasında yeni adalar keşfetmektir tefekkür. Çok mu karışık
oldu? O halde biraz daha açalım. Tefekkür, düşünmek dediğimiz esrarlı fiilin
çok daha sistemli bir halidir. Düşünmek düzensiz olabilir. Ama tefekkür
sistemlidir. Düşünmek amaçsız olabilir ama tefekkürün bir amacı vardır.
Düşünmek odaksız olabilir ama tefekkürün odaklandığı bir nokta vardır.
Tefekkürün düşünmekten çok daha önemli olduğunu söylememiz gerekir. “Düşünüyorum
o halde varım” felsefesi yerine “Tefekkür ediyorum o halde varıyorum.” düsturuna
geçmemiz lazım. Çünkü tefekkür bizi varlığımızın dünyaya kazık çakmış köhne
yığınından kurtarıp gökyüzüne doğru kanatlandırır. Varlığımızı alır ve mutlak
varlıkta eritir. Evet, şunu söyleyebiliriz tefekkürün amacı Allah’a ulaşmaktır.
O’nu anlamaya çalışmaktır. Sanat eserinden sanatkara ulaşmaktır.
Aslında tefekkür üzerine tefekkür
edeceğiz. Tefekkürün ne olduğunu anlamaya çalışacağız. Böylece yanlış
tefekkürlerin önüne geçmeye “düşün de nasıl düşünürsen düşün” mantığının yanlış
olduğunu anlatmaya çalışacağız.
Düşünmek insanoğlunun yaptığı en
tabi fiillerdendir. Bir olay yaşadığımızda ya da şahit olduğumuzda, bir eşya,
bir söz, bir insan vs. her şey zihnimizde irademizden bağımsız bir şekilde
düşünceler oluşturur. Bu düşüncelerin oluşumu eski tecrübelerimiz, kültür ve
eğitimimiz ile bağlantılıdır. Bir nesneyi gördüğümüzde aklımıza farklı şeylerin
gelmesinin nedeni budur. Demek ki aklımıza doğru şeyleri gelmesi için
geçmişimiz de doğru olmalıdır. Doğru işlerle meşgul olmalı, doğru verilerle
zihnimizi doldurmalıyız. Her baktığı şeyde Allah’ı hatırlayan gönül ehli, hak
ehli insanların durumu bundan kaynaklanmaktadır. Onlar kalplerini vahiy ile
terbiye ettiklerinden gördükleri her şey de Allah’ı hatırlıyorlar. Bunun tam
tersi de doğrudur. Kalbi günahların bıraktığı kara lekeler ile kararanlar
baktıkları her şeyde bir haram sinyali görürler. Şeytanın onlara yaklaşması da
kolay olur.
Buradan bir kaide çıkartabiliriz:
“Hatırlatılanlar unutulmaz. Unutulanlar hatırlatılmayanlardır.” İslam bu
kaideyi destekler nitelikte şehrin muhtelif yerlerinde İslam’ı hatırlatacak
yapılar yapar, işaretler koyar. Koyduğu hükümlerde de bu yön vardır. Mesela
camiler işarettir, hatırlatır. Ezan işarettir. Mezarlıklar, kitabetler
işarettir. Müslüman kadının elbisesi işarettir. Bütün bunlar bakan gözlere
Allah’ı hatırlatır. Adeta varlıklarıyla “senin bir Rabbin var, kainatın bir sahibi
var. O’nu unutma, hayatını O’nun kurallarına göre tanzim” et diye konuşurlar.
Kur’an’ı Kerim’de de benzer bir
hatırlatma yönetimini görmekteyiz. Önemli mevzuları tekrar ederek hatırlatır.
Hatırlatır ki unutmasınlar. Unutmasınlar ki hüsrana uğramasınlar.
Nesnelere, olaylara, kişilere
baktığımızda aklımıza ilk gelen şeyler geçmişteki tecrübe, eğitim, kültür,
çevre gibi faktörlere göre şekillenir demiştik. Bu nedenle bu saydıklarımızın
doğru olması şeylere doğru bakmamızı sağlar. Peki ya ondan sonrası ne olacak?
İrademiz dışında aklımıza ilk gelen düşüncelerden sonra o düşünceler nasıl
şekillenecek? İşte burada devreye asıl konumuz olan tefekkür girmektedir. Yani
sistemli düşünme sanatı.
Tefekkür bir ibadet olduğu gibi
bir yönüyle de sanattır. Sanatın en temel vasfının benzersizlik olduğunu kabul
edersek her tefekkür de onu yapana özgü olduğundan Tefekküre de sanat
diyebiliriz. Cüzden küle ulaşma sanatı. Parçadan bütüne. Noktadan cümleye.
Damladan denize. Tefekkür bizlere yepyeni ufuklar açar, geniş bir bakış açısı
sunar. Maddi bedenimiz ile başaramayacağımız şeyleri başarmamızı sağlar.
Tefekkür kalbin ve zihnin terbiye
edilmesini sağlar. Bir bilgiyi bilmek yalnız başına kişinin kendisini
değiştirmesi için yeterli olmamaktadır. Kişi, tefekkür ile yani o bilgi
üzerinde sistemli bir düşünme faaliyetine giriştiğinde o bilgiyi özümser,
içselleştirir. Adeta beyninin kıvrımlarına veya kalbinin derinliklerine o
bilgiyi kazıyarak yazmış olur. İşte bu noktada o bilgi hayata yerleşir ve
ihlasla kendisine hayat bulur.
Örneğin ölüm gerçeğini ele
alalım. Her canlının bir gün öleceğini her insan bilmektedir. Oysa yokmuş gibi,
hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayan insanların sayısı milyarlarcadır. İşte tefekkür
sayesinde insan ölüm bilgisini zihninin ve kalbinin derinliklerine yazar. Bir
gün öleceğinin kesin bir şekilde farkına varır. Hayatını da bu kesin bilgi
etrafında şekillendirmeye çalışır. Madem öleceğim şunu yapayım, madem ölüm var
şunu yapmayayım. Ölüm varsa bu hayat neden var? Hayatın bir amacı olmalı…. Gibi
sonuçları ancak tefekkür sayesinde elde eder. En sonunda ise ölümle yaşayan bir
insan olur. Ölmeden ölmüş ve böylece ölümsüz olmuş olur. Ancak ölüm üzerine
tefekkür etmediğimizden ölüm bizler için bir bilgi kırıntısından öteye
gitmemektedir. Ölüm gibi çok daha fazla örnek üretilebilir. Ancak yazımızın
boyutunu aşacaktır. Sonuç olarak; Üzerinde, sistemli bir düşünme faaliyeti olan
tefekkür gerçekleştirilmeyen gerçekler, kuru bir bilgiden öteye geçemezler.
Bilgiler ancak tefekkür ile hayata geçirilebilir.
Yazı serimizde tefekkürü kalbi
tefekkür ve zihni tefekkür şeklinde iki genel başlığa ayıracağız. İki genel
başlığı da konuları bakımından tefekkürler diyerek olaylar, mahlukat, ayetler,
hadisler, hayatlar, ilimler ve ben şeklinde başlıklara ayıracağız. Böylece
tefekkür zihnimizde tam olarak oturacak ve serbest, düzensiz, amaçsız
düşünmeden ayrılmış olacak.
Tefekkürü amaç, fayda, sonuç gibi
konular üzerinden genel olarak inceledikten sonra türlerine geçeceğiz. Tefekkür
üzerine geniş perspektifli bir bakış açısını sunan, faydalı bir yazı serisi
olması duasıyla gelecek sayıda buluşalım inşallah…
Yorumlar
Yorum Gönder