Kayıtlar

2023 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Tefekkür yazıları 4- Ümidin Kaynağı Tefekkür

  “Uzun ve zorlu bir yola çıkarken ümit ile doldurmuştuk heybemizi. Sonra para girdi cebimize, makam hırsı girdi, günahlarımız girdi, yersiz tartışmalar girdi. Derken ümide yer kalmadı heybemizde. Ümidimizi kaybettikçe ölüm sessizce yanaştı. Nihayet karamsar bir olup çıktık ya da diğer adıyla yaşayan bir ölü.” Sevgili dostum! Oturup dertleşmeye ne kadar da ihtiyacımız var seninle. Şöyle uçsuz bucaksız bir denize karşı otururuz belki. Ya da heybetiyle görenleri sarsan ulu dağlara doğru. Ya da bir çaya atılmış iki şeker ile dünyanın dertlerini eritiriz birlikte. Sohbetimizin ana konusu ne olacak peki? Ümitten bahsetmeli, ümit vermeliyiz birbirimize. Sevgili dostum! Ümit bir bardakta mı durur, alıp besmele ile üç yudumda içsek. Ümit yağmur mudur, çıkıp dışarıya altında saatlerce yürüsek? Yoksa ümit sıcak bir ekmek midir, buğusunda yeni dünyalar kursak? Evet, ümit bunlar değil. Ya nedir peki? Ümit bir duygu. Bir inanç. Kalbin neşesidir ümit. Gözlerdeki ışıltı. Dizlerin dermanıdır ü...

Tefekkür Yazıları 3- Her An Tefekkür!

“Hüznün damarlarımda yaptı ğ ı yolculu ğ u izliyorum bir gelinci ğ in omuzlarında. Her ş ey silikle ş iyor zihnimden. Bir tek Sen kalıyorsun. Uçurum kenarında elimden tutan Sen. Kalbimin ortasına tahtını kurdu ğ um Sen. Ne g ü zel ş ey d ü ş ü nmek Seni. Ne onurlu ş ey d ü ş ü nmek Seni! Her an dü şünmek Seni !” Yıl 2013. Küçük bir çocuğum o zamanlar... Hayatın, dünyanın, davanın ne olduğunu anlamama daha birkaç yıl var. Başımda çocukluğun tatlı hülyalarıyla geziyorum yeryüzünde. Günlerden bir gün duvardaki panoya asılmış siyah beyaz bir gazete kupürü görüyorum. Özenle kesilmiş ve panoya asılmış ince uzun bir köşe yazısı. Yazının başlığı dikkatimi çekiyor. Hatırladığım kadarıyla şöyleydi: “Sınırlı bir bakış ile sonsuz bir kudret anlaşılamaz” üzerine çok düşünmüştüm o zamanlar. Sınırlı bir bakış neydi? Sonsuzluk neydi? Kudret neydi? Anlamak neydi? Küçük bir çocuğun bunları anlaması zordu elbette. Bakışlarımızın sınırlılığını şimdi anlıyorum. Sınırlı olmasının da ötesinde gözlerimi...

Tefekkür Yazıları 2- Tefekkürün Ölümü: Kafalarımız Karmakarışık!

Tefekkürün Ölümü: Kafalarımız Karmakarışık! Sessizliğin sımsıcak kolları vardır. Zaman zaman ona sarılmak gerekir. Sarıldığımız zamanlarda kulağımıza bazı şeyler fısıldar sessizlik. Elimizden tutup bizi güzel diyarlara götürür. İşte o anlar tefekkür için en uygun vakitlerdir. Peki bu sessizlik nasıl bir sessizlik? Bir yıllık bir sessizlikten bahsetmiyorum veya bir aylık bir orman kampı sessizliğinden. Sarsıcı bir olay sürecindeki anlık sessizlikten bahsediyorum. O her şeyin bir anda anlamsızlaştığı, çaresizliğin doruklara kadar çıktığı, bütün imkanların tükendiği andaki sessizlikten… Bir felaket anının hengamesi geçtikten ve herkes çevrenizden ayrıldıktan sonra “Rabbimin bu felaketi başıma getirmesindeki hikmet nedir?” sorusunu sorduğunuz andaki sessizlikten… Hasılı tefekkür için gereken sessizliği, uzun bir zaman bir kenara çekilmek gibi ümmetin mevcut durumunda büyük bir lüks sayılabilecek bir hale getirmemek gerekir. Sessizlik, dışımızda kıyametler koparken içimizde minik bir serç...

Tefekkür Yazıları 1-Damladan Deryaya

Tefekkür-Damladan Deryaya Düşüncenin engin deryasında kürek çekerek dalgalar arasında yeni adalar keşfetmektir tefekkür. Çok mu karışık oldu? O halde biraz daha açalım. Tefekkür, düşünmek dediğimiz esrarlı fiilin çok daha sistemli bir halidir. Düşünmek düzensiz olabilir. Ama tefekkür sistemlidir. Düşünmek amaçsız olabilir ama tefekkürün bir amacı vardır. Düşünmek odaksız olabilir ama tefekkürün odaklandığı bir nokta vardır. Tefekkürün düşünmekten çok daha önemli olduğunu söylememiz gerekir. “Düşünüyorum o halde varım” felsefesi yerine “Tefekkür ediyorum o halde varıyorum.” düsturuna geçmemiz lazım. Çünkü tefekkür bizi varlığımızın dünyaya kazık çakmış köhne yığınından kurtarıp gökyüzüne doğru kanatlandırır. Varlığımızı alır ve mutlak varlıkta eritir. Evet, şunu söyleyebiliriz tefekkürün amacı Allah’a ulaşmaktır. O’nu anlamaya çalışmaktır. Sanat eserinden sanatkara ulaşmaktır. Aslında tefekkür üzerine tefekkür edeceğiz. Tefekkürün ne olduğunu anlamaya çalışacağız. Böylece yanlış tef...

Biraz Oturabilir miyiz Efendim!

  Kısık ve titrek bir sesle “biraz oturabilir miyiz?” dedim O’na. Vakit geç olmadan. Göğsümde dolanan zehir bedenimi zapt etmeden. Bulutları yara yara gelen güdümlü füze bahçemizin orta yerine düşmeden. Sana uzanan ellerim dermanını yitirmeden. Sadece biraz oturmak istediğim için. Sana anlatacağım şeyler olduğu için. Nefes almakta zorlandığım için. Mecalim pörsüdüğü için. Sadece istediğim için. Bir insanın zaman zaman oturmak istemesinin olağanlığına sığınıyorum. Gözkapaklarımdaki ağırlık gün geçtikçe artıyor. Yutkunmanın her zamandan daha zor olduğu günlerde… kuşların ıstırap diye öttüğü günlerde… Aydınlık günlerin karanlık vakitlerinde… Göğüs kafesimi lime lime etmişler Efendim! Kalbimin ücra köşelerinde batılın zehri akıyor. Kalbimin sıkışmaları, isteksizce atmaları hep bundan mıdır yoksa? Biliyorum efendim. Benim soru sorma hakkım yoktur. Kendi elleriyle zehirli sarmaşıklara sarılan kişinin, hak mıdır soru sorması? O zehirli sarmaşıkları gerdanlık gibi boynunda taşıyan ki...

Yolların Karanlığında ve Senin Yanında

Günlerden bir gündü. Rüzgârın şiddeti göğsümü zorlamaya başlamıştı. Yerimde durmakta zorlanırken gözlerim onu arıyordu. Bulamıyordum bir türlü. Ya fırtınanın etkisiyle etrafta uçuşan eşyalardandı ya da kalbimde uçuşanlardan… Bir müddet aradım ve sonunda buldum. İşte oradaydı. Göğsünü siper etmişti serseri fırtınaya, ayakları yere çakılmış gibi dimdik duruyordu. Gözlerini dahi kırpmıyordu. Dudaklarından birkaç cümle dökülsün istedim. Birkaç cümle… Kalbimin içini kaplayan yangına karşı serin bir yağmur olacak birkaç cümle. Göğsümü kıracak olan şu ağrıyı dindirecek birkaç cümle. Düştüğüm zamanlarda dizlerimde açılan yaralara merhem olacak birkaç cümle. Bir bakış… Bir el yüzümü okşayan… Bir… Günlerden bir gündü. Lapa lapa kar yağıyordu. Köyümün yolları kapanmıştı kalbimin yollarıyla birlikte. Boyumu aşan karlara sürtünüp gelen rüzgâr kemiklerimi donduruyordu. Benim montum nerede? Yün eldivenlerim ve çoraplarım? Başımdaki bere? Bir küreğim olsaydı şu yolları açacak. Ya da birilerini çağır...

Senin Yusuf’un Uzaklarda - Hikaye

Resim
  Senin Yusuf’un Uzaklarda Ciğerlerime dolmaya başlayan sümbül kokusunu fark ettiğimde Sümbüllü Sahafa yaklaştığımı anladım. Bu çiçeğin kokusunu nerede olsa tanırım. Hele bir de Sümbüllü Sahafın kitap kokularına karışmışsa… Eski çarşıda Ulucami’yi geçince sağda kalıyor bu küçük sahaf. İşten fırsat bulduğum zamanlarda gider, birkaç dal karanfil atılmış tatlı çayını içer, sümbül ve kitap kokusunun tadını çıkarırım. Her gönlün bir mekanı vardır demişler. Sanırım benim gönlümün mekanı da burası. Kahverengi oyma ahşaptan rafları, kitapların eskiden yeniye dizilişi, bakır çay ocağı, cam önünde yeni bir gelin gibi duran sümbülleri, Ulucami’nin gölgesi, eski çarşının çınarları… Bunların hepsi birleşince göğsümün genişlediği bir atmosfer tüm hücrelerimi kuşatıyor ve gönlüm sükun buluyor. Sümbülün kokusu artmıştı. İyice yaklaşmıştım. Dükkanının önündeki iskemlede oturan humusçuya selam verdikten sonra sahafın eşiğinden içeriye girdim. Her şey yerli yerindeydi. Bu iyi. Hızla değişen bir dünya...

Arka Taraftaki Adam - Hikaye

Çatısı gökyüzü olan o kocaman salona girdiğinde hazırlıklar nerdeyse bitmişti. Upuzun brandalar asılmış, üzerine en hakikatlisinden okkalı sözler yazılmıştı. Tüm salonun görebileceği şekilde yerleştirilmiş büyük bir sahne vardı. Sahnenin hemen ön tarafına siyah renkli, yumuşak protokol koltukları konulmuş, onların arkasına ise beyaz plastik sandalyeler muntazam bir şekilde dizilmişti. Gençler bir o yana bir bu yana koşturup duruyor programın son hazırlıklarını yapıyorlardı. Bir görevli tok sesiyle ‘ses deneme’ diye hoparlörleri kontrol ediyor, ardından bir müzik açıp salondaki ses uyumunu ayarlamaya çalışıyordu. Kocaman salonu gördüğü ilk andan itibaren göğsünde meydana gelen kıpırdamaları hissetmeye başlamıştı. Kalbinin atışı hızlanmış, gözleri nemlenmişti. Hey gidi günler deyivermişti. Yüzünde sanki yıllardır bu anı bekleyen bir gülümseme belirmişti. Sahici bir gülümseme, sımsıcak, ümit dolu, minnet dolu, hamd dolu. Kapıda bir an durup manzarayı izledikten sonra yürümeye başladı. Ö...

DERT SAHİBİ OLAN KOŞAR- Cezaevi Hatırası

Esen rüzgarın cama değince çıkardığı ses… Geçip giden gardiyanlar… Açık görüşe gelen ailelerin kalabalığı… Patnos’un serin havası… İki yanı cam küçük görüşme odasındayım. Günlerdir üzerinde çalıştığımız dilekçenin son haline göz gezdiriyorum. Bir yandan da not almak için defterimi hazırlıyorum. Uzayıp giden koridorda yankılanan ayak seslerini duyunca birilerinin bana doğru yaklaştığını fark ediyorum. Çok geçmeden Yanındaki gardiyana bazı İslami meseleleri anlatan Alparslan Hoca’nın sesini tanıyorum. Belki 2 dakika sürüyordur koridorda gardiyanla yürüyüşü ama olsun. O yine de anlatmayı ihmal etmiyor. Bu haline hem gıpta ediyor hem şaşırıyorum. Saatlerce aynı dilekçe üzerinde çalışıyoruz. Kanun maddeleri üzerinde tartışıyor, metnin akışını, imla hatalarını, başlıklandırmaları, paragrafları, cümlelerin netliğini vs titizlikle inceliyor ve düzeltmeler yapıyoruz. Belki de benim bu kadar titizliğe şaşırdığımı hissetmiş olacak ki “benim gibi müvekkil bulamazsın” diye araya giriyor. Gülüyoru...

ÜZÜLEN GEVŞER, GEVŞEYEN KAYBEDER!

ÜZÜLEN GEVŞER, GEVŞEYEN KAYBEDER!   وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَنْتُمُ الْاَعْلَوْنَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖينَ “Gevşeklik göstermeyin, üzülmeyin; eğer inanmışsanız şüphesiz en üstün olan sizsiniz.” Âl-i İmrân Suresi - 139   “Gevşemeyin, üzülmeyin …” diye başlayan ayet-i kerime İslam uğrunda mücadele eden müminlere her zorlu süreçte ümit kaynağı olmuştur. Zorluk anında bir dostun tebessümü gibi kalbimizi ısıtır Rabbimiz. Aynı zamanda bizlere, mücadelemizin süreçlerine dair de dersler verir. Şimdi zikredilen ayet üzerine detaylıca eğilelim. Ayeti tersten okuduğumuzda Rabbimizin bize bir hedeften bahsettiğini anlarız: “En üstün olmak”. Bu üstünlük dünyanın hakimi olup en büyük saraylarda yaşama anlamında bir üstünlük müdür? Yoksa en zengin olup toprakları en geniş ülke olmak anlamında mıdır? Bu üstünlüğün nasıl bir üstünlük olduğunu anlamak için Rabbimizin üstün olmamızı bağladığı şarta bakmamız gerekiyor: “Eğer mü’minseniz”. Demek ki burada anlatılan üstünlük...