Kayıtlar

2019 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İNSANIN 5 ARALIĞI

İNSANIN 5 ARALIĞI Mahkemeden önceki son Cuma namazım. Yanımda yaşlı bir amca. Ayakta duramıyor. Ama buna rağmen oturarak değil de ayakta kılmaya çalışıyor namazını. Secdeye gidiyor. Kalkarken benden tutuyor. Namazda durmuş bu amcayı düşünüyorum. Neden oturmuyor? Amca dedim. Neden oturmuyorsun? Allah bana güç verdiği müddetçe ayakta duracağım evlat! Bu söze takıldım biraz. Ayakta durmak gerekti. Doğru. Ama bu Allah’ın verdiği güçle oluyordu. Demek ki güçlenmek lazım ama nasıl? Nasıl olur da binlerce kilometre ötedeki mazlumlara umut olacak güçte olurum. Camiden çıkıp eve geliyorum. Masama oturuyorum düşünceli bir şekilde. Masamda Cemil Meriç’in “Mağaradakiler”i. Sayfalarını çeviriyorum. Kitabın girişine koyduğu sözle irkiliyorum. Bütün düşüncelerimden sıyrılmama yetiyor. Quid rides? De te fabula narratur. Ne gülüyorsun? Anlattığım senin hikayen. (Horatius) Dehşetle fark ettim, her an bir aralıkta olduğumu, her an seçimlerle karşı karşıya kaldığımı. Bu aralıkl...

ZULME ALIŞILMIYOR,VESSELAM - MAHKEME GÜNCESİ 3

“Hayırlısı olsun” dedi. “Hayırlısını istemek zordur dikkat et” dedi. Şaşkın şaşkın baktı genç, anlamamıştı. Gülümsedi adam ve ekledi: “Hayırlısını istemek, Allah’ın vereceği her hükme razı olmak demektir. Bazen gönlünün razı olmadığıdır hakkında hayırlı olan. Bazen de gönlünün razı olduğu hatta çok istediği şey hakkındaki en hayırsız olandır.” Yine mahkeme yollarındayız. Kalbim ümit dolu. Bilmiyorum, belki de ümitli olmak istiyorumdur. Çok düşünürüm, kendimi mi kandırıyorum acaba diye. Derinlerden bir ses gelir kulağıma. Ümitsiz, karamsar bir edayla fısıldar NİETZSCHE: "Ümit en son kötülüktür! Çünkü işkenceyi uzatır.” Bu söze takılıp düşünürüm biraz. Ümitsiz olsam. Yani bıraksam her şeyi. Mücadeleyi, konuşmayı, derdimi anlatmayı, bir çıkış yolu bulmayı bıraksam mesela.   Zulme razı olmasam da, hiç sesimi bile çıkarmasam. “Biz çok konuştuk zamanında ama bir şey değişmedi, siz de yakında anlarsınız” diye de eklesem. Toplasam tası tarağı kaçsam buralardan.    ...

YÜRÜYORDUM HAKİM BEY! - MAHKEME GÜNCESİ 2

      Yazmak için oturuyorum. Bir anda yağmur başlıyor. Temmuz’da hem de. Yağmur… Hemen pencereleri açıyorum. Yağmur damlalarıyla toprağın buluşmasından çıkan koku yayılıyor etrafa. Derin derin içime çekiyorum.        Yağmur yüklü bulutlara bakarak “bir gün” diyorum içimden.   Bir gün öyle bir yağmur yağacak ki şehir bütün kirlerinden arınacak. Elbette kastettiğim sosyolojik bir yağmur ve öyle bir anda olacağa benzemiyor. Bu yağmur, belli ki yıllara yayılacak ve ayrıca birileri onu ısrarla çağırmadan gelmeyecek.      Yağmur duruyor ve ben asıl konuma geçiyorum. Yürüyüşler… Evet, bu defa bir yürüyüş davasına katılacaktım. Öğrendiğim bilgiye göre bir grup bayan, omuzlarında atkılarla yürürken polis tarafından durdurulmuş, kimlikleri alınmış ve ardından haklarında 2911’e muhalefetten dava açılmıştı.         Ne kanun ama şu 2911.. Hele adı, meydanlarda polis hoparlöründen yankılanınca var y...

GÜN DOĞUYOR- MAHKEME GÜNCESİ 1

Sabah namazını kılıyoruz arkadaşlarla. Sonra herkes yatmaya geçiyor. Uykum olmasına rağmen uyuyamıyorum. İnsan uyuyamayınca aklına çeşitli düşünceler geliyor. Hep birden ötüşen kuşları fark ediyorum mesela. Belki de uyanışın, yeni bir güne başlamanın neşesidir diye geçiriyorum içimden. Sabahın ilk saatlerinde nefes almanın ne kadar güzel olduğunu düşünüyorum sonra. Çok geçmiyor ki aklıma katıldığım mahkemeler geliyor. Daha doğrusu Alparslan Hoca’nın mahkemeleri… Adem Bey’in de referansıyla Alparslan Hoca’nın bir çok mahkemesine katıldım. 22 Nisan olayı, kalemi kırılmıştır davası, 4. ACM’deki ve 11. ACM’deki davalarına katıldım.  Mahkemede resmi bir sıfat alamadığımdan yani sadece izleyici olduğumdan duruşmalarda yaşananları daha farklı bir gözle inceleme fırsatı buluyorum. Savunmaları, mütalaaları, izleyicileri tek tek inceliyorum. Kimilerinin gözlerinin dolu olduğunu fark ediyorum. Yanında ümidini de getirmiş olanları görüyorum. Kalbime dokunuyor. Sonra vicdan kon...