Kayıtlar

Nisan, 2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Hayat Kaynağı Korkularımız | Pi'nin Korkularıyla Savaşı Üzerine

Resim
Pi’nin yaşamı… Bir kurtuluş hikayesi… Müthiş çağrışımları olan bir film. Ki bunu ikinci izleyişimde fark ediyorum. İnsanın hayat mücadelesi esnasında yaşadıklarına dair etkileyici bir film. Tabi yine yönetmenin bile kastetmediği anlamları filme yüklemediysem. İnsanın korkuları vardır. Ve genelde korkularımızdan rahatsız oluruz. Kurtulmak isteriz. Kaçmak isteriz. Hatta onu yenmek ona boyun eğdirmek isteriz. Ama düşündüğümüz zaman bizi biz yapan şeylerden birinin de korkularımız olduğunu fark ederiz. Korkularımız bizi nasıl biz yapar peki? Bizi ayakta ve tetikte tutarak. Hayatta tutarak. Bir düşmanı olmayan ordu paslanmaya mahkumdur. Ne demiş Necip Fazıl “Ey düşmanım sen benim ifadem ve hızımsın gündüz geceye lazım bana da sen lazımsın”. Düşman varsa biz varız. Korktuğumuz şeyler sürekli gardımızı almamızı sağlar ve bu durum bizi sürekli üretmeye sevk eder. Büyük devletler de bunu yapar. Örneğin ABD, Sovyetler dağıldıktan sonra ne yaptı? Hemen kendine yeni bir düşman buldu. B...

Bana Çiçek Bahçenizi Anlatır mısınız? | Anlatmak ve Anlaşılmak Üzerine

Kuşeyri Risalesi’ni okuyorduk arkadaşlarla. Malum ki birçok konuyu anlayamıyorduk. Hani benim de bir kitap kültürüm var ya sözde, iyi anladığımı düşünüyor ve anlamayan arkadaşlara anlatmaya çalışıyordum. Şimdi düşünüyorum da o anları kendimden utanıyorum. Nasıl da o makamlar hakkında cahilce atıp tutmuşum. Oysa o makamlar neymiş de ben anlamamışım. Şimdi nereden geldi bunlar aklıma. Heh hatırlardım, Menziller şiirini okudum da oradan… Ne diyordu Zarif şair, “Dinlen ey Zarif bilatedbir çok söz açtın”             Konuşmak, anlatmak, anlatmaya çalışmak, anlamak, anlaşılmak, dinlemek… Birçok filozof bu konular üzerinde düşünmüş. İnsanoğlunun bir anlam problemi var, bunu kabul etmemiz gerekiyor. Anlamıyoruz ve anlaşılmıyoruz. Peki anlamak ve anlaşılmak nedir? Ya da mümkün müdür?            Anlaşılmak derken aslında kastettiğimiz basit bir anlatımla, “tam manasıyla düşündüğümüz ve hissettiğimiz şeyi karşı tar...

Şapkadan Çıkmayan Şeyler! - Hikaye

Şaşkınlığını gizleyemiyordu. Kaşları sertçe çatıktı. Bir içini bir tersini çevirip ellerini izliyordu. Bir şeyler oluyordu. Aklına geliyordu sanki ama dilinden bir türlü çıkmıyordu. Dilimin ucunda dedikleriydi bu galiba. Biliyordu ama söyleyemiyordu. Masasına koştu hemen. Bu çok saçma, bu çok saçma diye diye masasına ulaştı. Masasında ömrünün 35 yılını adadığı otlar aynı şekliyle duruyordu. Çeşitli hayvan boynuzları, dağların ücra köşelerinden topladığı çiçekler de oradaydı. Büyük kazanı da oradaydı. İri tahta kaşığı hatta defteri bile oradaydı. Defteri görünce heyecanlandı, çünkü bütün her şey orada yazıyor olmalıydı. Hemen defteri açtı sayfalarını hızlı hızlı çevirmeye başladı, gözleri tanıdık bir şey arıyordu. Belki bir tarif, bir kelime, bir anlam… Bulamadı. Sanki bütün defter başka bir dilde yazılmıştı.   Nefes alışverişleri hızlanmıştı. Elleriyle ara ara yüzünü kapatıyor. Sanki açınca her şey düzelecekmiş gibi hissediyordu. Ama olmuyordu her şey aynı saçmalığıyla oradaydı...

Artık Farklı

     Yağmur sonrası yeryüzü ılık bir duş rahatlığına kavuşuyor. Sokaklar, caddeler, bahçeler, kaldırımlar insanların oradan oraya koşuşturmalarından dolayı meydana gelen kirlilikten kurtuluyorlar. Toprak kokmaya başlıyor. Derin bir nefes alıyorum. Ciğerlerimin ferahladığını hissediyorum. Toprak kokusu düşüncelerimi dağıtıyor. Aklım ve kalbim nispeten ferahlamış bir şekilde ilk adımımı atıyorum. Daha önce milyonlarca kez yaptığım gibi değil. Bu sefer farklı…       Yağmur sonrası yeryüzü, sabah yüzünü yıkayıp uykusunu dağıtan çocuğa dönüyor. Güller, papatyalar, limon ağaçları, zeytin ağaçları üzerlerinde kalan son yağmur damlalarının bir bir yere düşmesini izliyorlar. Toprak yollardaki sular yeraltı sularına karışmak veya bir ağacın köküne sarılmak için aşağıya doğru süzülüyorlar. Dünyanın yüzünü yıkayan bulutlar, sabah kahvaltısı için tandır ekmeğine sürülmüş gül reçelini alıp köşelerine çekiliyorlar. Kara bulutların dağıldığını görüyorum. Fakat buna ...

Menim Başıma Daş Düştü!- Serçelerin Şarkısı Filmi Üzerine

Resim
           Acının  içindeki mutluluğu gösteren filmleri daha çok seviyorum. Hayatın kendisi gibi geliyor bana. En acı zamanlarda bile küçük mutluluklar olur insanın hayatında. Hatta her şeyini kaybettiğini düşündüğü anda bile insanın elinde birçok şey vardır aslında. İşte o anlarda insanın gözlerini o var olanlara çevirip mutluluğu yakalayabilmesi lazım. Ama bu zordur. Gözler ağlarken insan var olanlara bakamaz. İşte o anlarda bir dostun bunları hatırlatması gerekiyor. Sadece iki gözüyle bakıyorsa insan acılarına, arka plandaki hikmetleri veya mutlulukları göremeyebilir. Ama bir dostu olduğunda adeta dört gözle bakarlar hayata ve acılara. Daha bir görünür olur her şey. Hele bir de her şeyi göreni dost edinmişse insan… Menim Başıma daş düştü! Kerim’in (Baş rol) büyük şehirle tanışmasından sonra ailesinin huzuru kaçar. Bu söz de Kerim’in, çocuklarının yaptığı bir yanlış işe çok kızdığı sırada söylediği bir sözdür. Menim başıma daş düştü! Evet, Ker...

Fatihler ve Solmuş Papatyalar

Ah Endülüs! Endülüs ile ilgili okuduğum bir kitabın ismiydi. İsim çok manidar. Ahh! Kaybedilmiş bir mirasın ahıdır o ah. Kıymet bilmezliğin, görevi unutmanın ahıdır o ah. Dünya devletleri kurup taht kavgaları, lüks, rahat, servet gibi basit dünyanın metalarına aldanıp bütün gücünü yitirmenin ahıdır o ah. Çok ah etmemiz lazım. Bir tek Endülüs mü kaybedilen? Hayır. Daha nice şehirlerimiz, devletlerimiz, tarihimiz, şerefimiz kaybedildi… Endülüs kaybedildi. Hatta Endülüs’ten parlayan güneşle aydınlananları güneş gibi gördük. Ve işte asıl Endülüs o zaman kaybedildi. Hani denir ya “savaş yenilince değil düşmana benzeyince kaybedilir.” Aynen öyle oldu. O kadar düşmana benzedik ki kendi tarihimizi bile onlar yazar oldu. Dinimize bile onların gözüyle bakar olduk. Dilimize, adetimize, giysimize varana kadar…           Bir ah, bazen çok şey anlatır insana. Bir gökyüzü sevdası, bir güneş hasreti, yitirilmiş bir mirasın özlemi… Kitabı okuyunca Peygamberimizin İstanbul’...