Hayat Kaynağı Korkularımız | Pi'nin Korkularıyla Savaşı Üzerine


Pi’nin yaşamı… Bir kurtuluş hikayesi… Müthiş çağrışımları olan bir film. Ki bunu ikinci izleyişimde fark ediyorum. İnsanın hayat mücadelesi esnasında yaşadıklarına dair etkileyici bir film. Tabi yine yönetmenin bile kastetmediği anlamları filme yüklemediysem.

İnsanın korkuları vardır. Ve genelde korkularımızdan rahatsız oluruz. Kurtulmak isteriz. Kaçmak isteriz. Hatta onu yenmek ona boyun eğdirmek isteriz. Ama düşündüğümüz zaman bizi biz yapan şeylerden birinin de korkularımız olduğunu fark ederiz. Korkularımız bizi nasıl biz yapar peki? Bizi ayakta ve tetikte tutarak. Hayatta tutarak. Bir düşmanı olmayan ordu paslanmaya mahkumdur. Ne demiş Necip Fazıl “Ey düşmanım sen benim ifadem ve hızımsın gündüz geceye lazım bana da sen lazımsın”. Düşman varsa biz varız. Korktuğumuz şeyler sürekli gardımızı almamızı sağlar ve bu durum bizi sürekli üretmeye sevk eder.

Büyük devletler de bunu yapar. Örneğin ABD, Sovyetler dağıldıktan sonra ne yaptı? Hemen kendine yeni bir düşman buldu. Bunu yapmasaydı kendisi de bitecekti iyi biliyordu. O düşman İslam’dı. Tüm dünyayı teröristler geliyor diyerek korkuttu. Kendisini haklılaştırdı ve geliştirdi.

Pi okyanus ortasında kendisiyle kalmıştı aslında. Bizzat, öz kendisiyle. Kendisiyle başbaşa kalınca kendisini keşfetti. Düşmanını keşfetti. Korkularını keşfetti. Onu yenmeye çalıştı. Kontrol altına almaya çalıştı ama alamadı. Ve en sonunda onunla yaşamayı öğrendi. O koca ve korkunç kaplanın yani içindeki korkularının kendisini hayata nasıl da bağladığını fark etti.

Kaplanla aynı yerde kalmadı. Önce başka bir sal benzeri bir şey yaptı. Oradan yani uzaktan baktı Kaplana. Demek ki korkularımıza şöyle bir uzaktan bakmak lazım. Sonra aşama aşama onunla yaşamaya alıştı. Hiç yenemedi onu, dediğim gibi yaşamaya alıştı. Belki de korkularda savaştaki bir sır budur…

Tam olarak anlayamadığım kısım şu: Kaplan en son neden veda etmeden gitti? Ve Pi neden buna bu kadar üzüldü? Aklıma gelen cevap şöyle: Pi artık eksikliklerinin, zayıflıklarının, korkularının kendisinin bir parçası olduğunu anlamıştı. Ve korkularını temsil eden kaplan gidince kendisinden bir parça gitmişti, bu yüzden bu kadar üzüldü. Peki neden kaplan veda etmedi? Acaba aslında hiç gitmedi mi? Her an yeniden gelebilir diye mi? Hiç olmadık bir anda içimize çektiğimiz bir kokunun bizi eski bir anımıza götürüp yendiğimizi sandığımız korkularımızı diriltmesi gibi mi? Olabilir. Kaplan her an yeniden gelebilir. Ya da başka bir anlamı var.

Filmin en sonundaki hikaye seçim sahnesi de enteresan. İnsan kendi hikayesini kendisi yazıyor gerçekten. Olmak istediğimiz kişi olabiliriz mesajı veriliyor galiba. Tabi bir okyanusun ortasında korkunç bir kaplanla uzun bir yolculuk yapıp, dehşet zorlukları atlatarak kendimizi bulduktan sonra.
Filmde hikmet penceresinden bakılınca görülecek daha çok nokta var. Ama hepsi kelimelere sığmıyor. Hani fırtına çıkıp da Pi’nin bütün her şeyi not aldığı defteri uçmuştu ya. Belki de kelimelerden de geç artık dendi Pi’ye kim bilir? Ama yine de kelimeler vazgeçilmezdir. Filmin sonunda Pi’nin hayatı kelimeler sayesinde ölümsüz oluyor değil mi?
               

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

GÜN DOĞUYOR- MAHKEME GÜNCESİ 1

Yazmak.

İnşallah.