Menim Başıma Daş Düştü!- Serçelerin Şarkısı Filmi Üzerine
Acının içindeki mutluluğu gösteren filmleri daha çok seviyorum. Hayatın kendisi gibi
geliyor bana. En acı zamanlarda bile küçük mutluluklar olur insanın hayatında.
Hatta her şeyini kaybettiğini düşündüğü anda bile insanın elinde birçok şey
vardır aslında. İşte o anlarda insanın gözlerini o var olanlara çevirip
mutluluğu yakalayabilmesi lazım. Ama bu zordur. Gözler ağlarken insan var
olanlara bakamaz. İşte o anlarda bir dostun bunları hatırlatması gerekiyor. Sadece iki
gözüyle bakıyorsa insan acılarına, arka plandaki hikmetleri veya mutlulukları
göremeyebilir. Ama bir dostu olduğunda adeta dört gözle bakarlar hayata ve acılara.
Daha bir görünür olur her şey. Hele bir de her şeyi göreni dost edinmişse insan…
Menim Başıma
daş düştü! Kerim’in (Baş rol) büyük şehirle tanışmasından sonra ailesinin
huzuru kaçar. Bu söz de Kerim’in, çocuklarının yaptığı bir yanlış işe çok kızdığı
sırada söylediği bir sözdür. Menim başıma daş düştü!
Evet, Kerim, kızının işitme cihazını yaptırmak için Tahran’a gider. Motoruyla yolda beklerken bir adam Kerim’i motorlu taksi zanneder ve arkasında biner. İşte Kerim’in büyük şehir hayatı böylece başlamış olur.
Evet, Kerim, kızının işitme cihazını yaptırmak için Tahran’a gider. Motoruyla yolda beklerken bir adam Kerim’i motorlu taksi zanneder ve arkasında biner. İşte Kerim’in büyük şehir hayatı böylece başlamış olur.
Kerim’in yaşadığı
şehir büyümüştür ama evi gitgide küçülmektedir. Evin avlusuna şehirden
getirerek yığdığı hurdalar bunu mu temsil ediyor acaba? Avlu iyice daralır şehrin
kalıntılarıyla. Kerim değişir, eşi ile mutlu ilişkisi bozulur. Çocuklarıyla
kötü olur. Şehir Kerim’i değiştirmiştir. Aldatmayı görmüştür şehirde, emek
hırsızlığını, kimseye yardım etmemeyi öğrenmiştir, para için var olan mübah
yolların sayısı artmıştır. Ve hırs bürür Kerim’i.
Biraz da bu
şehrin debdebesi değil mi bizi yaralayan? Hiç durmadan koşuşturmak, susmadan
konuşmak, görmeden bakmak, duymadan dinlemek, dinlemeden yargılamak…
Şehir yoruyor
bizi. Kaçmalı mıyız? Bilmiyorum. Belki de kolayı seçmektir bu. Kalıp savaşmak
gerekir belki de. Betonlar arasında güllerin yetişeceğini göstermek gerekir… Ama
enerjisi kalmıyor bazen insanın. Toprak olayım gül yetişsin diyor. Ama üzerine
basılıp geçilmesini göze alamıyor. Bir gülü koklayayım diyor, dikenlerine
katlanamıyor. Bekleyeyim o halde diyor, susarak sabretmeyi beceremiyor.
İnsanoğlu garipsin…
Yine konu
başka yerlere gitti. Bu film analizlerinde konuyu saptırmadan devam etmeyi
beceremiyorum 😊 Neyse, döneyim konuya.
Balıkların
yere dökülmesi sahnesine değinmek istiyorum. Çok paylaşılan bir sahne
olduğundan spoiler korkusu yaşamadan anlatayım. Kerim’in oğlu Hüseyin…
Hayalleri olan bir çocuk… Köydeki kullanılmayan su kuyusunda balık
yetiştiriciliği yapmak istiyor arkadaşlarıyla. Bir varil dolusu Japon balığı
alıyorlar. Varili indiriyorlar, kuyuya götürmek üzereyken çocuklar birden yere
düşüyor ve bütün balıklar da onlarla birlikte dökülüyor. Balıkları toplamak
isteyen çocuklar varilin kırılmış olduğunu görünce bütün balıkları dereye dökerek
en azından ölmelerini engelliyorlar. Ve ellerinde tek bir balıkla köyün yolunu
tutuyorlar. Balıkları o suya sürüklerken hayallerini de sürüklemişlerdir
aslında. Bazen insan hayallerinden vazgeçmek zorunda kalıyor. Vazgeçtiğim veya
ertelediğim hayallerimi hatırlıyorum. Bazen de beklemek gerekiyor işte… Ne
diyordu şair, “Yağmurlardan sonra büyürmüş başak, Meyveler sabırla olgunlaşırmış”. Neyse, yine sapmayalım konudan.
Arabanın
arkasında Kerim ile birlikte otururlar. Hepsinin yüzü bir karış. Kerim
yanındaki çocuğun yaralanmış parmağını görür ve sarar. Sonra yüzünde bir
gülümseme belirir. Sardığı yara ile birlikte sanki içindeki yaralarda
sarılmıştır. Ya da yaraların elbet bir gün kapanacağına dair ümidi tekrar
yeşermiştir. O mutlulukla bir türkü okur. Bütün çocuklar da, onun bu ümit
yeşerten tavrı sayesinde yüzlerindeki karanlık resimden kurtulurlar. Türkünün sözleri de yara kapatacak cinsten: Yalan dünya yalan dünya, civanı derde salan dünya... Madem bu dünya yalandır o halde çekilen sıkıntılar da yalandır. İnsan bizzat yaşayınca bunu söylemesi zor oluyor, biliyorum. Ama böyle işte, gelip geçecek...
Çocuklar bir
varil balık kaybetmiştir ama ellerinde bir tane balık kalmıştır. Bir tane… Bir
tane turuncu, parlak, büyük Japon balığı… Hani dedim ya, gözlerinin yaşından
insan elinde var olanı göremeyebilir. İşte Kerim onlara ellerinde var olanı
hatırlatır. Çocuklar da bir varil olan kaybı unutup aynı heyecanla o bir balığı su kuyusuna koymaya giderler.
Hayat böyle
işte. Kaybettiğin şeyler olur ama var olanlarla yoluna devam edersin. Acılar eksilmez
hayatta; acıları sıkıntıları yok edemeyiz. Ama bakış açımızı değiştirerek
onları kazanca dönüştürebiliriz.
Yorumlar
Yorum Gönder