Hattab’ın Oğlu Kolumu Tuttu, Ben de Anlattım


 Hattab’ın Oğlu Kolumu Tuttu, Ben de Anlattım

Bir mahcubiyeti dağ gibi taşıyorum sırtımda. Vücudum yenilginin jilet kesikleriyle dolu. Atasının mirasını perişan etmiş bir oğul pişmanlığı var üzerimde ey Ömer! Sizden sonra çok savaş kaybettik. Çok işgal edildik, çok bozguna uğradık, çok benzedik hiç benzemememiz gerekenlere… Allah Resulu ümmetini çekirgelere benzetmişti de şaşırmıştınız siz. İşte biz çekirgenin kendisiyiz. Canavarların dişleri arasında katur kutur sesler çıkararak akşam yemeği olduk. Sesimiz de kalmadı bağıran gece serserilerinin arasında. Öyle bağırdılar ki bize, cehennemi göğsünde söndürenler evlerine kaçtılar. Kapılarını sıkıca kilitleyip dışarıdaki yangını duymaz oldular.

Susanların, duymayanların, kapılarını ümmetine sıkı sıkı kapatanların yüzünden yangın büyüdü de büyüdü ey Ömer! Senden ve senin dostlarından bir haber çocuklar büyüttük. Ama isimleri Ömer’di, Ali’ydi, Osman’dı. Uğrunda ömrünüzü verdiğiniz davanız kitapların dipnotlarında kaldı. Yüreklerini rahatlık denilen soğuk sularda saklayanlar yanmayı unuttu karanlığı aydınlatmak için. Dertten yana fakir kaldılar, ümmetin ahını sahipsiz bıraktılar. Sümeyyeler milyon milyon öldürülürken evlerindeydi onlar. Hem de kapıları sıkı sıkı kapalıydı ey Ömer!

Ömer bin Hattab, gözleri dolu bir şekilde bana bakıyordu. Nasıl olur diyordu yanaklarından süzülen her damla. Ama dili susmuştu. Kitaplarda okuduğum cevval Ömer gitmiş, yerine çaresizliğe bürünmüş bir genç gelmişti. Kalbim dayanamadı Ömer’in haline. Dur dedim Ey Hattab’ın oğlu. Ben sana ilk kısmını anlattım içimdeki yangının. Şimdi beni biraz daha dinle. Dinle de sana kardeşlerini anlatayım.

Çölden değil belki ama hayattan yana bitap düşmüş şehirlerde yetişti gonca güller. Baskının, zulmün, işkencenin sokaklara taştığı şehirlerde… Dillerindeki dert yüreklerinden çıkıyordu. Yürekler ki çölleri yeşertecek nehirler taşır içinde. Öyle nehirler ki bunlar tevhidin tohumlarını, mazlumların ahlarını, adaletin kaybolan yollarını taşır içinde. Uğradığı her yaralı toprağa can verir, yepyeni ağaçlar yetiştirir onlar.

Çok cehdettiler ey Ömer. Yalan kusan zorbalara boyun eğmediler. Boyunları taş kesildi zulmün önünde. Bilekleri gül tuttu tomaların karşısında. Biber gazlarıyla yıkandı bedenleri. Yol kenarındaki taşlarla buluştu kırmızı kanları. Durmadılar ve bağırdılar ey Ömer! Zalime, sen zalimsin dediler, Gök titredi. Kaçmadılar, ellerinde meşalelerle karanlıktan dağların zirvelerini zorladılar.

Ömer Bin Hattab’ın heyecandan gözleri büyümüştü. Yüzümde onu rahatlatan bir gülümseme ile devam ettim.

Baharın kokusu vardı ey Ömer, birlikte yedikleri her yemekte. Bir hicret güneşiyle aydınlandı tüm şehirler. Gizlenmiş düşmanları ortaya çıkardı bu güneş. Sonra yaktı onları yalan kusan ağızları kapanıncaya dek.

Ömer, omzumu okşadı gözlerinden mutluluk yaşları dökülürken. Hamdolsun dedi. Hamdolsun hayat veren tevhidi bize öğreten Allah’a. Ve selam olsun Dostumun davasına gönül verenlere.

 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

GÜN DOĞUYOR- MAHKEME GÜNCESİ 1

Yazmak.

İnşallah.