Ellerimin Anlamı - Hikaye


Sessizliğin içindeki ses aşikar olmuştu, şehrin üzerine çöken gece sayesinde. Her akşam böyle olurdu. Günü her ne uğruna geçtiyse bilinmez, herkesi yorgunluk bürürdü. Göz kapakları daha fazla dayanamayanlar erkenden yataklarının yolu tutar, uykuya karşı daha dirençli olanlar birkaç saat daha kurtarırdı geçip gidecek olan günün elinden.

Yatsı namazını geç kılmıştı. Saat gece yarısını geçiyordu. Kıldığı namazın son selamını da verdikten sonra dizlerinin üzerinde gecenin sessizliğini dinlemeye başladı. Kocasıyla sürekli kavga eden karşı komşunun sesi yoktu, hiç durmadan vızır vızır işleyen caddeden de hiç araba geçmiyordu. Sokakta bağıra bağıra top oynayan çocuklar da yatmıştı. Kalbini kaplayan tarifsiz bir dinginlik duygusu onu esir alıyordu yavaş yavaş. Birkaç dakika öylece durdu. Derin bir nefes almak geçti içinden. Burnunu ve ciğerlerini yormadan sakin ve uzun bir nefes çekti. Bu sırada gözlerini kapatmıştı. Nemlenen gözlerindeki yaş, göz kapakları arasında sıkıştı. Aldığı nefesi geri verdiğinde gözlerini de açmıştı. Ruhunun anlık bir dinginliğe ulaşması bütün organlarını farklı bir çalışma temposuna sokmuştu. Kalbinin dahi yavaşladığını hissediyordu.

Alt dudağı içeri doğru bükülmüştü. Ne zaman derin bir düşünceye dalsa böyle olurdu. Hesaplaşmak istediği bir alacaklıyla yıllar sonra karşılaşmış gibi kendisiyle başbaşa kalmıştı. Doğrudan söze giremeyen utangaç çocuklar gibi kaldılar bir müddet. İnsanın kendisiyle konuşması ne kadar zormuş diye düşündü. İşi gereği akşama kadar neredeyse durmadan konuşuyordu. Yüzyüze yahut telefonla, işi olan herkese bir şekilde ulaşırdı. Ama şimdi şu gecenin dinginliğinde, yatakların kafes gibi insanları sarmaladığı şu karanlık gecede kendisiyle karşılaşması onu nasıl da zorluyordu. Lafa giremiyordu bir türlü. Ben ne yapıyorum dedi usulca. Anın zorluğu az evvel sakinleşen kalbini hızlandırmıştı. Gözleri, ha düştü ha düşecek yaşları sarılmış gibi tutuyordu. Ben ne yapıyorum, dedi tekrar. Hayatım nasıl geçiyor? Yürüyorum, koşuyorum, sürekli bir şey yapıyorum o belli. Ama ben ne yapıyorum? Peki… Ne uğruna…

Dudakları titremeye başlamıştı. Yüksek hızla giderken parkuru karıştırdığını anlayan pilot gibi aniden durmuştu. Zihnini zorluyordu. Ne uğruna… Acizliğin doruklarıydı bu. Anlamın kaybolması, bilinmez bir kuyudan bağırmak gibiydi. Tüm o taktirler boşunaydı. Efendim, siz ne yeteneklisiniz lafları palavraydı. Allah sizden razı olsun duaları sahteydi. Gülümsemeler oyuncak bir bebeğinkinden farksızdı.

Elleri yavaş yavaş havaya kalkıyordu. Nihayet kalbine kadar gelmişti. Avuçları gökyüzüne bakıyordu. Bir şeyler söylemeyi denedi. Ama dili kelimelerden yana aciz kalmıştı bir kere. Konuşamadı. Avuçlarına ilişti gözü. Buruşmaya başlamıştı. Ellerinin durumu ona yaptığı şeyi unutturmuştu. Gözlerini dikti. Bir saatçi dikkatiyle inceledi her bir parçasını. Parmaklarını, avucunun içini, ellerinin dış tarafını, tırnaklarını… Çocukken parmağından aldığı yaranın izi hala duruyordu. İşaret parmağının eline yakın kısmında parmak ucu kadar bir yaraydı. Bilmeden sobaya elini koyduğu aklına geldi. Baş parmağının tırnağının hemen altındaki çizik dikkatini çekti. Ne zaman olmuştu bu? Zihnini zorladı ama bir türlü hatırlayamadı. Sonra avucunun tam ortasında küçük bir nokta gibi duran yara izi. Bu ne zamandı? Onu da hatırlayamadı. Sonra sağ bileğine kaydı gözü. Tam şahdamarının üzerine duran bir iz vardı. Ya bu? Hatırlayamıyordu sebeplerini ama iki elinin farklı yerlerinde onlarca iz buldu. Gözleri iz aramaktan sıkılınca iki dost gibi ellerini birbirine sardı. İki yaren gibi bakıyordu ellerine. Ne çok yara almışsınız diye düşündü.

Zihnindeki ani değişikliğe şaşırmıştı. "Ne uğruna" diye diye iç geçirirken elleriyle alakalı hangi ara düşünmeye başlamıştı. Bu zihninin bir oyunu muydu, yoksa kafasının karışıklığı mıydı? Ya da zihninin ilk sorudan duyduğu dehşetten kaçış yolu muydu? Aradaki bağlantıya takılmadı. Tekrar ellerine baktı. Eller, insanın en kolay görebildiği uzvuydu. Eller insana bir şeyler anlatıyordu.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

GÜN DOĞUYOR- MAHKEME GÜNCESİ 1

Yazmak.

İnşallah.