Mazgal - Hikaye
Hakikaten iyi bir uyku çektim bu gece. Gözlerimi yavaş yavaş
açmaya çalışıyordum. İçimde kıpır kıpır bir uyanma isteği vardı. Ama bir yandan
acele etmek de istemiyor, anın tadını çıkarmak için ağırdan alıyordum. Mahmurluğum
hala geçmemişti ancak zorla açılan göz kapaklarımın arasından odanın
aydınlandığını, güneşin tatlı bir neşe ile perdeye ve halıya vurduğunu
görebildim. Hafif esen rüzgar ile hareketlenen perde, içeri düşen güneş
ışınlarını da hareket ettiriyordu. Çok geçmeden çocuklarımın uyandığını
fark ettim. Sesleri geliyordu diğer odadan. Bir evcilik oyununun ilk
aşamasındaydılar. Kimin, oyundaki hangi rolü üstleneceği konusunda
tartışıyorlardı. Büyük kızım ‘geçen sefer sen anne oldun şimdi ben olacağım’
diye üste çıkmaya çalışırken küçük kızım ‘ben de prenses olurum o zaman’
diyerek iyi bir hamle yapmıştı. Güldüm. Minik kalpleriyle kurdukları kocaman
bir dünyaları vardı. Bazen öyle durup izliyorum onları. Boyları santim santim
uzarken, idrakleri ve bilinçleri zaman içerisinde gelişirken hayretim de aynı
oranda artıyordu. Ben, çaydanlıktan gelen fokurdama sesi ile kızlarımın
oyunlarından uzaklaşıp mutfağa doğru giderken, bu arada başım da yumuşak
yastığıma biraz daha yerleşiyordu.
Can yoldaşım erkenden uyanmış bir şeyler hazırlamaya
başlamıştı. Fokurdayan suyun altını kısıp demliğe iki kaşık siyah çay koydu.
Kuru çay taneleri sıcak suyun içinde yavaş yavaş çözülmeye başlarken eşim de
ocağa yönelmişti. Tavada bir şeyler pişiyordu. Mis gibi kokmuştu. Evet, bu
tereyağlı yumurtaydı. Taze somun ekmek ile ne de güzel gider şimdi.
Evdeki herkes bir şeyler ile meşguldü. Galiba kimse beni
uyandırmak istemiyordu. Ama bir defa uyanmıştım. Yataktan kalkmadan her zaman
yaptığım gibi yine önce sırt üstü uzandım. Özgürlük dedim kendi kendime.
Özgürlük yapabileceğini bilmektir. Şimdi kalksam yatağımdan, usulca eşimin yanına
gitsem. Tatlı bir tebessüm ile “sabahınız hayırlı olsun güzel hanım” desem gülse oda içten içten. "Sizin de sabahınız hayırlı olsun beyefendi" dese yine gülerek.
Sonra çocuklarımın yanına gitsem küçük kızımın dün akşam yapılan iki kulak
saçının birinin bozulduğunu görsem. Konsoldaki tokayı saçına takmaya çalışırken
babasının beceremeyeceğini bilse ve annem yapar baba deyip elimden kaçsa. Büyük
kızımın yanaklarına bir öpücük kondursam içten içe büyüdüğüne üzülerek. Hep
böyle kalsanız diye şaka yapsam onlara. Özgürlük diyordum. Özgürlük
yapabileceğini bilmektir. Daha yataktan kalkmadan zihnimi kurcalayan
mülahazalara gülüyorum önce bir yüzünü yıkasaydın diyorum kendime. Evet artık
kalkmalıyım.
Tam doğrulmaya yeltenmiştim ki Celal hoca diyen tatlı bir ses
beni çağırmaya başladı. Eşim kahvaltıya çağırıyor diye düşündüm önce. Ama ses
gitgide artıyordu hem eşim neden hoca desin ki bana. Celal hoca, Celal hoca. Hadi
be hoca! Bir türlü anlam veremiyordum. Adeta zihnim bu sesi tanımak istemiyor
gibiydi. Ama sesin sahibi Celal hoca diye seslenmekten vazgeçmiyordu. Zihnim
direnmeye devam ederken omuzlarımın sarsıldığını hissetmeye başladım. Celal
hadisene kardeşim, bak seni çağırıyorlar.
Çekil git başımdan diyesim geldi. Ama diyemedim. Ses beni
çağırmaya devam ediyordu. Aynı anda omuzlarım da sarsılıyordu. Şu tatlı sabahta
başıma tebelleş olan sesin sahibi en son üzerimdeki örtümü kaldırdı. Bu son
nokta olmuş derin uykumdan uyanmıştım.
-Celal Hoca, ne uyudun be mübarek. Öldün diye gardiyan
çağıracaktık az daha.
Şaşkındım. Evimde değildim. Son bir yıldır kaldığım
koğuşumdaydım. Celal hoca diye beni çağıran da koğuştaki Hasan’dı. Garip bir
şekilde uyandığımı fark etmiş olacak ki gidip bir bardak su getirdi. Suyu
içince kendime geldim.
-Celal hoca, sizinkiler yan koğuştan seni çağırıyorlar.
Sabahtan beri mazgaldan seslenip duruyorlar. Bir bak hele, adamlar mazgala
eğilmekten fıtık olacaklar.
Hasan’ın bayat esprilerle karışık haberini alınca yataktan
kalkıp mazgala doğru yürüdüm. Demir kaşıkla üç defa vurunca karşıdan bir ses
geldi.
-Celal Hocam orada mısınız?
-Evet buradayım Ali, hayırlı sabahlar. Uyuyakalmışım kusura
bakma.
-Yok hocam ne kusuru. Güzel bir haberimiz var. Sabahtandır
sana söylemek için acele ediyoruz.
-Hayırdır inşallah.
-Hocam üç arkadaşı daha bıraktılar bugün.
-Hamdolsun çok şükür. Darısı başınıza
-Öyle deme hocam darısı başımıza
-İnşallah İnşallah.
-Görüşürüz hocam yine
-Tamam, görüşürüz.
Mazgaldan doğrulduğumda avlunun kuzey cephesine bir insanın
oturacağı kadar güneş gelmişti. Tahliye haberine sevinerek güneşin altına doğru
gittim. Sonra rüyam geldi aklıma…
Avluda hafif bir esinti vardı. Aylardan eylüldü ve bunu
rüzgarın önüme kadar uçurarak getirdiği bir yapraktan anlamıştım. Bazı
kısımları yeşil olmasına rağmen dökülmüş olan yaprağı elime aldım. Kokladım,
dokundum, seyrettim… Ağaç tepesindeki görevini tamamladıktan sonra ilahi kader
gereği kendisini rüzgarın kollarına bırakan bu güzel yaprak… Bana
hissettirdiklerine minnettar olarak bir köşeye bıraktım onu. Ve bir rüzgar
esti…
11.09.2022

Yorumlar
Yorum Gönder