Sarhoşu Ayıltmak!

 Siz hiç sarhoş gördünüz mü? Ben gördüm. Tanıdığım da birisiydi. Çok şaşırmıştım. Normalde dimdik yürüyen adam yürürken bir sağa bir sola yalpalıyordu, düşecek gibi oluyordu. Sanki gözlerini açmakta da zorlanıyordu. Sürekli yumuyor ve tekrar açıyordu. Bulanık görüntüyü netleştirmeye çalışıyordu. Etrafına anlamsızca bakıyor, kimseyi tanımıyordu. Daha doğrusu tanıyamıyordu. Aklı uçmuştu. Yürüdüğü yolu bilmiyordu. Gideceği yeri unutmuştu. Geldiği yeri de. Yüzünde koca bir şaşkınlık vardı, bir yandan bulunduğu durumdan da utanıyordu sanki. Sanki aklının bir tarafı halini görmüş de “ulan ben ne yapıyorum” diyordu. Ama bir türlü de kendine gelemiyordu.

Sürekli eski dertlerini dillendiriyordu. Eski dertlerini anlatırken şu anki halini meşrulaştırıyordu sanki. İşte bakın ben bu yollardan geçtim, bu zorlukları atlattım. Yani “bir sorun bakalım neden içtim” derler ya, öyle işte. Velhasıl, perişan halini haklı çıkarmaya çalışırken bir yandan da kurtulmaya çalışıyordu. Ama nasıl kurtulacağını bilmiyordu. Kınayan gözler vardı etrafında. Hatta ağlayanlar. Rezil hali adına utananlar. Ama bunlar değil bir çözüm lazımdı. Bu adamı bu halden kurtaracak ciddi, planlı, programlı bir çözüm. Hem şu anki halinden kurtaracak yani onu ayıltacak hem de bir daha içki içmemesi için gerekli tedaviyi uygulayacak. Bunun dışındaki bütün çözümler, bu amaca hizmet etmeyen bütün yollar pansuman çözümden ileriye gidemezdi.

“Kalplerinde Vehn bulunacak” demişti Allah Resulu. Vehn olacak kalplerinde ve yerlerine çakılıp kalacaklar. Yerinde çakılanı da herkes geçer hatta öldürür, zapt eder, sömürür. Çünkü yerinde çakılmıştır, kıpırdayamıyordur. Kendisine saldıranlara karşı hiçbir şey yapamamaktadır. Takati kalmamıştır. Yer yer takat bulsa da nasıl yapacağını şaşırmaktadır. Peki suç kimde? Yerinde çakılanda mı yoksa onun bu halinden istifade edende mi?

Ümmeti muhammed! Atların solukları kesiliyordu fetihlerin hızından. Gönüller İslam ile buluşacak ya! Özgürlük yazılacak ya dağların doruklarına! Bir rahat nefes alacak ya tıkanmış ciğerler! fetih lazım bu yüzden. Diktatörlerin, kendi ilahlığını ilan etmişlerin tasallutu altındaki insanları kurtarmak için önce diktatör devrilecek sonra halk serbest bırakılacak. Şimdi özgürce seçin! Bakın işte İslam! Sizi kölelikten kurtardı, sizi şu başınızdaki sizin gibi insana kulluk yapmaktan kurtardı. Şimdi özgürsünüz. Seçim sizin.

Çok zenginleştik. Diyarlar İslam ile şereflenince bizim elimizle, elimize değmeye başladı altınlar, gümüşler… Saraylarla karşılaştık. Rahat koltuklarla. Velhasıl dünya ile karşılaştık. Sonra ne mi oldu? İşte vehn koşaradım girdi kalplerimize. Kalp atışlarımız yavaşladı. Daha doğrusu telaffuzlarını duyunca kalplerimizin titrediği tevhid, cihad, mücadele, fetih, davet gibi bomba gücünde kelimeleri unutmaya başladık.

Şimdi ilk hikayeyi hatırlayalım tekrar. Hani şu bizim sarhoşu. Vehn içtik. Ellerimizde kitaplarla saray yollarını aşındırdık unutup ilmin izzetini. O saraylarda vehn sunuldu bize altın kaselerde. İçtik! Kana kana içtik. Ama dillerimizde hala aynı din vardı. Oysa kalplerimiz vehnin etkisiyle sarhoş olmaya başlamıştı.

Halifeydik, sorumluyduk, milletin hizmetçisiydik. Çok güçlendik çok. Dünya devleti olduk. Sonra garip şeyler oldu. Başka devletleri gördük. Onları ziyaret ettik. Bize ikram olarak vehn sundular. Alışmamıştık. Ama güzel geldi. İçtik. Kana kana içtik. Ara ara bağıranlar oluyordu “içmeyin” diye. Ama dinlemedik. Vehn evlerimizin vazgeçilmez içeceği olmuştu bile. İslam diye bir şey vardı bizi ayakta tutan. Ama biz içtiğimiz vehnin etkisiyle sallanmaya başlamıştık. Ayaklarımız yürüyemez oldu Gözlerimiz de bir garip olmuştu. Görüntüler bulanıklaşıyordu. Ellerimiz titriyordu. Tuttuğumuz işler elimizde kalmaya başladı. Artık tamamen sarhoştuk.

Neredeyiz, ne haldeyiz, kim var etrafımızda? Sarhoşluğun etkisiyle bütün bunlara bulanık cevaplar veriyorduk. Hatta biz cevap veremeyince başkalarının cevaplarına sarılıyorduk, kendimizi bile onlara soruyorduk. Böyle olunca yolu hepten şaşırmıştık. Etrafımızda ağlayanlar var. Bizim halimize utananlar. Ama bunlar çözüm değildi. Bizi kurtaracak bir çözüm lazımdı. Ciddi bir çözüm. Sarhoşluğun sebeplerini tespit edecek sonra çözüm sunacak. Bir de çözümü uygulayacak . Öyle konuşup durmayacak.

Peygamberi hareket metoduyla harekete geçmemiz gerekiyor. Kamaşan gözlerimizi ovuşturup etrafımızı iyice bir tanımamız gerekiyor. Belki soğuk bir duş ile kendimize gelmemiz gerekiyor. Çünkü biz sarhoş kaldıkça saldıranlar, çalanlar, öldürenler caka satıyor şehrimizin meydanlarında. Kimse ağzını açıp tek laf edemiyor. Çünkü sarhoş göremez ki. Önce görmek lazım. Sonra hareket! Yoksa yumruk bile sallasa nereye salladığını bilemez de kendine zarar verir.

Gözlerimizi açmamız lazım. Okumamız öğrenmemiz lazım. Yaradan Rabbin adıyla okumamız lazım. O pınardan içmemiz lazım. Ruhlarımızı yalnız o rüzgar canlandırmalı. Zihnimiz yalnız onun ilaçlarıyla şifalanmalı. Ellerimizde yalnız onun meşalesi olmalı. Karanlığın sahiplerinin meşaleleriyle aydınlık getirilmez. Kurdun taktikleriyle kuzular güdülmez. Velhasıl Batı’nın veya başka herhangi batıl bir medeniyetin, Seyyid Kutub’un ifadesiyle “Cahiliyye” sisteminin metodları veya kurumlarıyla İslam hakim kılınamaz, sarhoş ayıltılamaz. Bu sarhoşun yüzünü içkiyle yıkayıp onu ayıltmaya çalışmaya benzer.  

Normalde bizim sarhoşun her halinden bir ders çıkarmaktı niyetim ama yazı çok uzuyor. Belki sonra devam ederiz. Şimdilik bu kadar olsun.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

GÜN DOĞUYOR- MAHKEME GÜNCESİ 1

Yazmak.

İnşallah.